Kadın ve Üreme Sağlığını Koruma Önerileri

Kadın ve Üreme Sağlığını Koruma Önerileri

Üremek içgüdüsel bir olgudur ve kadının doğadaki temel görevi gebe kalmak ve doğum yapmaktır. Bu amaca yönelik olarak kadın bedeni mükemmel mekanizmalarla donatılmıştır.

Üreme sağlığını korumak ve bu mükemmel “altyapıyı” muhafaza etmek için kadınların dikkat etmeleri gereken çok önemli noktalar bulunmaktadır.

Aşağıdaki yazıda üreyebilirliği etkileyen faktörler ele alınmıştır.

SADAKAT

Çok eşlilik genital sistem enfeksiyonları geçirme olasılığını belirgin derecede artırır.

Genital sistem enfeksiyonlarının önemli bir kısmı kadına cinsel yolla geçer. Çok eşli yaşam veya kadının eşinin çok eşli bir yaşam tarzı benimsemesi kadının pelvik enfeksiyon adı verilen enfeksiyonlara yakalanma olasılığı belirgin olarak artırır. Bu tür enfeksiyonlar Fallop tüplerinin hasar görmesine neden olur. Tüplerin hasar görmesi ise gebe kalamama veya dış gebelik gibi sorunlara zemin hazırlar.

Pelvik enfeksiyona neden olan bakteriler erkeklerde sperm kanallarını tıkayarak üreyememe nedeni olabilirler.

Pelvik Enfeksiyonlar>>

Çok eşlilikten mümkün olduğunca kaçınmak, iyi tanınmayan kişilerle ilişkide prezervatif kullanmak bu nedenle son derece önemlidir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunmak>>

İDEAL KİLOYU KORUMAK

Kadınların yumurtlama işlevleri bedenin yağ oranıyla yakından ilgilidir.

İdeal kilonun üzerinde olan kadınlar başta olmakla birlikte aşırı düşük kilosu olan kadınlarda da yumurtlama işlevleri olumsuz etkilenebilir ve bazı durumlarda ciddi bir gebe kalamama nedeni oluşturabilir.

Gebeliğe ideal kilo ile başlamak gebelik döneminde yaşanması muhtemel bazı normaldışı durumların riskini azaltır.

İdeal kiloyu korumak bu nedenle son derece önemlidir.

İDEAL YAŞLARDA GEBE KALMAK

Bir kadın için ideal gebelik yaşları 18-29 yaşlar arasıdır.

Gelişen tıp bilimi sayesinde ileri yaşlardaki gebeliklerde yaşanan sorunlar da çeşitli tanı ve tedavi yöntemleriyle azaltılabilmektedir. Ancak yaş ilerledikçe yumurta hücreleri “yaşlanmakta” ve yumurtlama devam etse bile salınan yumurta hücresinin döllenebilme kabiliyeti artan yaşla birlikte azalmaktadır. Dahası anne adayının yaşı ilerledikçe embriyoda kromozom kusuru riski artmakta, bu da düşük riskinin artmasına neden olmaktadır.

Her ne kadar çoğu kadın için kariyer önemli olsa da kadın gebe kalacağı yaş için plan yapmalıdır.

Adet kanamasının zamanlanması

Adet kanamasının zamanlanması

Adet kanaması, çok özel durumlarda doktor önerisiyle ve kendi kendine alınan bazı önlemlerle ileri alınabilir…

Sağlıklı bir kadın her ay genital ve hormonal sisteminin “yenilenme” sürecinin önemli bir parçası olarak 1 ile 5 gün arasında süren bir adet kanaması döneminden geçer. Kanama bazı kadınlarda iş yaşamı ve sosyal yaşamı etkileyen kramp tarzında sancılarla da beraber olabilir. Kadınların önemli bir kısmı bu adet günlerinden rahatsız olmazlar ve günlük yaşam bu kanamalardan az etkilenir.

Nitekim bazı durumlar vardır ki burada beklenen adet kanamasının rastlayacağı tarihler hiç de uygun olmayan günlere denk gelebilir. Tam evlilik ve balayı günlerine rastlayacak olan, ya da tam önceden planlanmış bir tatile (özellikle de yaz tatiline) denk gelen bir adet kanaması, ya da yoğun bir iş temposunda oluşacak adet sancıları kadın için bir dezavantaj teşkil edebilir.

İşte bu durumlarda doktor önerisiyle ve çok özel durumlarda kendi kendine alınan bazı önlemlerle beklenen adet kanamasının ileri alınması mümkündür. Adet kanamasının senede bir ya da iki kez bu şekilde düzenlenmesinin kadının sağlığı üzerinde olumsuz bir etki yaratması teorik olarak mümkün gözükmemektedir.

Tarihin kendi kendine ileri alınması

Bu, yalnızca doktor önerisiyle doğum kontrol hapı kullanmakta olan kadınlar için söz konusudur. İki kutu arasında normalde verilen ilaçsız bir hafta ara yerine doğum kontrol hapı yeni bir kutuyla adeti geciktirmek istenen süre kadar devam ettirilir. İlaç kesildiğinde bir hafta içerisinde adet kanaması gerçekleşir. Bu yöntemi senede bir kereden fazla kullanacaksanız doktorunuza danışmalı, yöntemi uygularken doktorunuz aksini önermediği sürece maksimum ikinci kutu bittiğinde olağan bir bir hafta arayı vermelisiniz.

Menopoz döneminin tuhaf belirtileri

Menopoz kliniklerinde çalışan doktorlar menopoz döneminde olan kadınlarda görülen belirtilerin çeşitliliği karşısında hayrete düşebilmektedirler. Bazen menopoz dönemindeki kadınlar doktorlarına iletecekleri şikayetleri unutmamak amacıyla hissettiklerini kağıda dökerler ve görüşme esnasında buradan okurlar.

Yorgunluk, sinirlilik, aşırı duygusallık, baş ağrıları, uykusuzluk, keyifsizlik, gerginlik, kas ve eklem ağrıları, kas güçsüzlüğü, gezici ağrılar, sersemlik hissi, çarpıntı, fenalık hissi, nefes darlığı hissi bu belirtiler arasında en önemlileridir.

Bu belirtiler topluluğunun öğeleri tek tek incelendiğinde bazılarının diğer branş hekimleriyle ortaklaşa ele alınma gerekliliği doğar. İç Hastalıkları Uzmanı, Nöroloji Uzmanı, Kardiyoloji Uzmanı ve Fizik Tedavi Uzmanı Kadın Hastalıkları Uzmanının sıklıkla görüş aldığı branş hekimleridir.

Sayılan branşlarla konsultasyon çoğu zaman sonuçsuz kalır ve bazı belirtiler için altta yatan ciddi bir sağlık sorunu bulunamaz. Böyle bir durumda doktorun kadına açıklaması “Bir şeyiniz yok.”, “Normaldir” şeklinde olabilir.

Yukarıda sayılan belirtiler menopozdaki kadının aile bireylerine de ilettiği belirtiler olduğundan, altta yatan bir sorun bulunmadığında aile bireyleri menopoz dönemindeki kadının bu belirtileri “uydurduğu” veya “abarttığı” hissine kapılabilirler.

Doktorun ve aile bireylerinin bu tutumu ve kadının sağlıklı olduğunu bilmesi kadındaki belirtileri ortadan kaldırmaz. Belirtiler kadın yaşamının bir gerçeği haline gelmiş durumdadır ve yaşam kalitesi etkilenmektedir.

Önceleri bu belirtiler topluluğunun menopoz dönemindeki östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmekteyken, erkeklerin de yaşamlarının belli bir döneminde aynı belirtiler topluluğunu yaşayabildiklerinin gözlenmesi bu görüşün güncelliğini yitirmesine neden olmuştur.

Yukarıdaki belirtilerin ortaya çıkmasında daha çok ruhsal etkenlerin rol oynadığı ve bu belirtilerin psikosomatik kökenli olabileceği düşünülmektedir.